Gökyüzünün Yeni Şahinleri: İnsansız Hava Araçları - TeknoYouth

Sanayii

13.04.2021 14:44:00

Gökyüzünün Yeni Şahinleri: İnsansız Hava Araçları

İnsansız hava aracı (İHA) veya drone, şu bildiğimiz süpermarketlerde bin türk lirasına satılanlardan değil değeri en az 6 milyon dolar olanlardan ağırlığı 5 ton yapımı ve mühendisliği çok zor olan gökyüzünün yeni şahinleri. Türkiye Silahlı İHA üreten 8 ülke arasına girerek bu alanda ciddi bir kuvvet haline geldi. Ülkemizde yerli üretim insansız hava araçları olarak toplamda 5, silahlı insansız hava araçları olarak ise 2 adet hava aracı bulunmaktadır. Peki bu hikaye nasıl başladı.

İnsansız hava araçları 1909 yılında Amerikalı bir mucit olan Elmer Sperry uçuş halindeki uçakların dengesini sağlamak amacıyla cayroskopik aletler dizayn etmeye başlamıştı ki bu aletler modern ataletsel trafik sistemlerinin de atasını teşkil edecektir. Birleşik Devletler Donanması, uçakların uçuşunun daha stabil hale gelmesi ve pilota ihtiyaç olmaksızın uçuş yapılabilmesi olanağının belirmesi ile beraber bir ‘uçan torpido’ dizayn edilmesi fikri üzerinde çalışmaya başlamıştı.

Dönemin ilkel cayroları ile pilotsuz uçuşa sağlanacak oldukça sınırlı doğruluğu artırmak için Western Electric Şirketi tarafından  geliştirilen radyo kontrolü de sisteme eklenince gelecek 80 yıl boyunca uzaktan komuta edilen uçakların geliştirilmesi için gereken teknolojinin çekirdeği de oluşturulmuş oluyordu. Böylece geliştirilen Curtiss-Sperry uçan torpidosu ilk uçuşunu Aralık 1917’de gerçekleştirdi. Bu konseptin karşısına, Charles Kettering tarafından geliştirilen ve ‘Kettering Bug’ olarak adlandırılan önceden ayarlanmış bir cayroskop ve barometre ile donatılmış olarak belirlenmiş bir rotada uçmak üzere ayarlanabilen uçan torpido  modeli çıkarılmıştı.
 

 

Bu arada, İngiltere’de de benzer bir program hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak 1918 yılına gelindiğinde  günün teknolojisinin güvenilir bir güdümlü silah yaratılması için yetersiz olduğu tespit edilmiş ve programlar yürürlükten kaldırılmıştı.  Bununla beraber, gerek Birleşik Devletler gerekse de Birleşik Krallık Donanmaları bu pilotsuz sistemlerin uçaksavar topçusunun eğitiminde kullanılabilecek gerçekçi birer hedef teşkil edebileceğini görmüş ve sistemleri bu şekilde değerlendirmiştir. Böylece yaklaşık 60 yıl boyunca pilotsuz uçakların en temel kullanım şekli olacak olan hedef dronu  doğmuş oluyordu.
 

Kontrol edebileceğin bir bomba kontrol edebileceğin bir uçaktan daha çok işe yarar.

 

İki savaş arasındaki dönemde pilotsuz uçakların geliştirilmesi hedef dronu ile beraber güdümlü silah sistemlerinin hayata geçirilmesine odaklanmıştı. Bu yaklaşımı 1939 yılında Alman Dr. Fritz Gosslau kırdı. Tasarımı biri pilotlu, diğeri pilotsuz iki uçaktan oluşan bir sistem üzerine kurulmuştu: Pilotsuz radyo kontrollü dron  pilotlu uçaktan kontrol ediliyor ve 1 tonluk bomba taşıyabiliyordu.

Pilotsuz dron, taşıdığı cephaneyi bıraktıktan sonra tekrar kullanılmak üzere üsse geri dönüyordu.  Fernfeuer adı verilen sistem daha önceki Amerikan/İngiliz sistemleri gibi uçan torpido değildi ve günümüzün silahlı pilotsuz muharebe araçlarının atasını teşkil ediyordu. Dr. Gosslau’nun projesi Alman Hava Kuvvetleri’ni pek etkilememiş olacak ki program kabul edilmedi ancak sistem için yapılan çalışmalar ünlü V-1 füzelerinin temelini oluşturdu. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Atlantik’in batı yakasında Birleşik Devletler Donanması da radar ve televizyon kamerası gibi  yeni seyrüsefer teknolojilerinin gelişmesiyle beraber saldırı dronlarını geliştirmeye başlamıştı. Bu sistemler hem bir güdümlü mermi gibi kullanılabilecek hem de üzerinde taşıdığı mühimmatı hedefe bıraktıktan sonra üsse geri dönebilecek  silahlı pilotsuz muharebe araçları olacaktı.

 

Mart 1942’de TDN-1 adı verilen dronun üretimine başlandı. Dronun gerektiğinde feda edilebilir olması sebebiyle daha ucuz ve basit bir versiyonunun talep edilmesi üzerine TDR-1 sistemi geliştirildi. Sistem, TBM-1C Avenger Torpido- bombardıman uçağının altına yerleştirilmiş radyo alıcı-verici anteni aracılığıyla işbu uçaktan kontrol edilmekteydi.  Böylece güdümlü füze olarak tasarlanan bu sistemler ilk kez 1944 yılının Eylül ayında Bougainville’de Japon korugan ve topçu mevzilerine karşı kullanıldı. Aynı yılın Ekim ayında ise bu sefer bir silah platformu olarak Bougainville adasının güneyindeki Ballale adasındaki Japon hedeflerini bombalamakta kullanıldılar. Ancak sonuçlar pek Donanmayı etkileyecek kadar parlak değildi.

Sadece bu sistemin kullanım şekli dahi, gerek tasarımcılar gerekse kullanıcıların bakış açısında II. Dünya Savaşı’nda pilotsuz hava araçlarının kullanımına yönelik taktiksel yaklaşımı, dolayısıyla da bunlar  ile güdümlü füzeler arasındaki sıkı ilişkiyi çok açık şekilde göstermektedir. Bununla beraber daha ve ‘yaratıcı’ projelerden bahsetmezsek bu yazı eksik kalacaktır. 1944 yılında Avrupa’da başlatılan Afrodit Operasyonu ile planlanan, bombardıman uçaklarını olabildiğince hafif hale getirdikten sonra  taşıma kapasitesinin kaldırabileceği kadar TNT’den %50 daha güçlü bir patlayıcı olan Torpex ile yükleyip Almanların, pilotlu bombardıman uçakları için çok iyi savunulan hedeflerine karşı uzaktan kumandayla yönlendirmek suretiyle kullanmaktı.

Uçaklar kalkışta, bir kez patlayıcıları aktive ettikten sonra uçaktan atlayacak olan pilotlarca kullanılacak; seyrüseferin gerisi ve taarruz yakınlarda bulunan ana gemiden uzaktan kumanda ile gerçekleştirilecekti.‘ 12 Ağustos 1944 tarihinde proje çerçevesinde modifiye edilen  B-24 uçağı daha Manş Denizi’ni geçemeden pilotlarla beraber havada infilak etti.  Şans o ki ölen pilotlardan biri Joseph Kennedy Jr.’dı. Yani,  Kennedy ailesinin Birleşik Devletlerin ilk Katolik başkanı olmak üzere yetiştirilen büyük oğlu. 
 

Bu olayın sonucu Birleşik Devletlere iki  şekilde yansıyacaktı. Bir, Joseph Kennedy Jr.  için düşünülen rolü John Fitzgerald Kennedy Birleşik Devletlerin 35. Başkanı olarak oynayacaktı. İki, Birleşik Devletler uzaktan kontrollü uçak programını durdurmuştu ki bu da insansız hava araçlarının geliştirilmesi konusunda O’na oldukça zaman kaybettirecek.’

 

60000 feet’ten biri bizi gözetliyor.

 

Soğuk Savaşla beraber pilotsuz uçak gelişimi II. Dünya Savaşındaki trendi takip etti ve özellikle güdümlü füze geliştirilmesi çalışmaları şeklinde tezahür etti.  Ancak 1950’lerin ortasında pilotsuz uçakların kameralarla donatılarak  muharebe alanını keşfi için kullanılabileceği düşüncesi Birleşik Devletler ordusu tarafından değerlendirilince bu araçların günümüzdeki en yaygın kullanımı da  hayata geçirilmiş oluyordu. Bu tarihten sonra özellikle 90’lı yıllarda yaşanan askeri işlerde ki devrim ile beraber daha uzun süre havada kalan, çok daha uzaktan kontrol edilebilen,  daha uzun menzilli, her hava şartında görev yapabilen ve daha keskin gözlerle düşmanı gözetleyebilen ve dost birlikler için istihbarat toplayan araçlar geliştirildi ve kullanıldı.

 

Türkiye’nin İHA Süreci

 

Türkiye, özellikle 1990'lı yılların başında terör olaylarının ardından bölgede İHA'ların çok önemli bir güç olacağını, bu teknoloji henüz çok yeniyken anlayabilmiş ender ülkelerden biri. Bu nedenle ülkemizde İHA sistemlerinin geliştirilmesi ve TSK envanterine girmesi yönündeki çalışmalar, dünyadaki gelişmelere paralel olarak 1980'li yılların sonunda kendini gösterdi. 

Türkiye’nin İHA geliştirme süreci ilk olarak 2004 yılında SSM ve TUSAŞ arasında imzalanan sözleşme ile başladı. Sonrasında büyük bir gelişme olarak 2009 yılında Bayraktar Blok A, ilk otomatik uçuş testini başarıyla tamamladı. Anka ise ilk test uçuşunu 2010 yılında 10 dakika havada kalarak gerçekleştirdi. Silahlı Bayraktar Taktik İHA da ilk başarılı atış testini 2015 yılında yaptı. Türkiye’deki İHA sürecini en güçlü haline getiren gelişme ise 2016 yılında Bayraktar’ın silahlı İHA olarak hizmete girmesi oldu.
 

 

 

 

2015 yılında ilk defa silahlandırılan Bayraktar TB2 SİHA'lardan şimdiye kadar güvenlik güçlerine 104 adet teslim edildi. Operasyonel olarak güvenlik güçlerinin elindeki en aktif insansız hava aracı platformu olan Bayraktar TB2, Şubat 2020 itibariyle toplamda 175 bin saat operasyonel uçuşu başarıyla tamamladı. Operasyonel başarısıyla birlikte dünyanın dikkatini çeken Bayraktar TB2 SİHA'lar 2019’da Ukrayna ve Katar'a ihraç edildi. Böylece Türkiye'nin yurt dışına ihraç edilen ilk SİHA'sı unvanını da kazandı.

Bayraktar TB2 SİHA'lar Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı, Pençe, Kıran ve Barış Pınarı Harekatları başta olmak üzere terörle mücadele operasyonlarında aktif olarak görev aldı. Doğu Akdeniz'de kritik önemdeki görevlere devam eden Bayraktar TB2 SİHA'lar, Bahar Kalkanı Harekatı'nda da en önde görev yapıyor.

Ukrayna, Türkiye'den satın aldığı Bayraktar TB2 Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) ile görev icra etti. Türk yapımı insansız hava araçları Karadeniz semalarında uçtu. Ukrayna Savunma Bakanlığı, Bayraktar TB2'lerin, Ukrayna ana karasından havalanarak Tendrivska Kosa Adası'na kadar uçtuğunu açıkladı. Bayraktar TB2'lerin birçok manevra görevi icra ettiği de belirtildi. Rus basınında da geniş yer buldu. Rusya'nın önde gelen gazetelerinden Moskovskiy Komsomolets de gelişmeyi, "Karabağ Fatihi Türk Bayraktar TB2'ler, Karadeniz semalarında görüldü" ifadeleriyle okuyucuları ile paylaştı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler


  • Ziya Gökalp ve Solidarizm

    Hemen Oku.
  • Savunma Sanayi'nde Önemli Gelişmeler: Temel Kotil'in Açıklamaları

    Hemen Oku.
  • Geçmişin Kara Tarihini Belirleyen Adam: Adolf Hitler

    Hemen Oku.

Okuyucu Yorumları


  • Faruks

    13.04.2021 14:55:00

    Bu İHAlar olmasa çok sıkıntı yaşardık. Savaş ve operasyon maliyetlerimizi oldukça düşürdü. Ayrıca bunlar sayesinde şehit vermiyoruz. emeği geçen bütün mühendislere teşekkürler

  • başarılı

    14.04.2021 15:15:00

    Şelcuk Bayraktar ülkemize çok önemli bir teknolojiyi kazandırdı. Fakat Tusaş şirketinin geliştirdiği ANKA-S ve Aksungur SİHA'ları kalite olarak bir çok noktada önde olmasına rağmen Bayraktar TB-2'nin ve Akıncının gölgesinde kalıyor. TUSAŞIN geliştirdiği ihalarada önem vermek gerekir.

Yorum Yap